AYHAN ALTAY
e-posta : ayhanaltay@gmail.com
Web site: www.ayhanaltay.net
telefon : 0 555 287 20 57
|
 |
Çevreye duyarlı, ütopyasına sevdalı bir sosyalist...
Tüm dillerin özgünlüğüyle yaşamasından yana, Türkçe'nin kirletilmesine kırgın...
Yetmişli yaşlarında bile kavak yelleri durulmayan, umudu yaşamına katık edenlerden biri...
KARASU'DAN ERFELEK'E, KOŞARKEN ADLI (anı/öykü) ve ESRİK (şiir) adlı üç kitabının yanısıra türü dergilerde şiirleri yayınlandı.
ÇORUM İLKÖĞRETMEN OKULLULARDAN ANILAR YAŞANTILAR adlı kitapları hazırladı..
.
İnternet ortamında 38 sayı aylık "KERKENEZ" adlı dergi yayınladı
Yerek bir gazetede 412 hafta köşe yazıları yer aldı.
MUHBİR
Ayhan Altay
Yirmi sekiz öğrencisi vardı. Öğrenci sayısı azdı ama beş ayrı sınıfa aynı anda ders vermesi, beş ayrı sınıfa göre hazırlanmayı gerektiriyordu. Derslikteki çalışması da yorucuydu. Her ne kadar bir bölümünü ödevlendirip diğerleriyle çalışıyorsa da ara ara ödevlendirdiği öbekleri de denetlemesi gerekiyordu. Dersten sonra oda ve salonu iç içe geçmiş, mutfağı banyosuyla toplam kırk beş metrekareyi geçmeyen beşik tavanlı lojmanına gider, kitaplarını defterlerini bırakıp dışarı çıkardı.
Okuldan köy alanına, yüz otuz metre kadar tutan dikçe bir yoldan çıkardı. Hava yeteri kadar sıcaksa alandaki koca çınar ağacının altına derme çatma yapılmış banklarda, hava yağışlı ya da soğuksa alanın yanındaki kahvehaneye otururdu.
Köy öğretmeni olmanın neler gerektirdiğini bilirdi ama baskının yoğun olduğu bu günlerde toplumun sorunlarını konuşmak bile tehlikeliydi. Yine de zaman zaman üretimde ve üretimin değerlendirilmesinde kooperatifleşmenin önemi üzerinde konuşurdu.
Karsız, kuru soğuğun olduğu bir kış günüydü. Doğrudan kahvehaneye girdi. İçeriyi şöyle bir süzdü. Gözlerinin çakıştığı bazı kişilerden; “Hoca hoş geldin, buyur gel” çağrıları oldu. Kendisine “Hoca” denilmesini hiç istemezdi ama yapılacak bir şey de yoktu. Çağrı yapanlara “hoş bulduk” deyip teşekkür ettikten sonra; söyleşisinden memnun olacağını kestirdiği kişilerin bulunduğu masaya yöneldi. “Merhaba” diyerek oturdu.
Burası köyün tek kahvesiydi. Öyle kâğıt oyunlarının oynandığı kasaba kahvelerinden değildi. Burada oynanan tek oyun damaydı. İki kişi damaya oturmuşsa mutlaka çevresinde onları izleyen birkaç kişi olurdu. Onun dışında yapılan tek şey söyleşiydi.
Akşam haberleri başlamadan az önce açılırdı tüpü azaldığından görüntüsü silikleşmiş televizyon. Haberler başladığında hemen hemen hiç ses çıkmazdı kahvedekilerden.
Haberlerin de tadı yoktu. Özgürlüklerin kısıtlandığı, yazarların, aydınların, düşünenlerin ya yurtdışına kaçtığı ya da hapishanelere doldurulduğu zamanlardı. Gerçi bu ülkenin tarihinde böylesi baskı günleri neredeyse olağanlaşmıştı ya, yine de görece demokrasinin olduğu günleri mumla aratıyorlardı.
Ülkenin başına çöreklenmiş kişi, her akşam televizyona çıkar, kıza bağıra konuşurdu. Tüm suçu kendisine karşı olanlara yüklerdi. Halkı aydınlara, düşünenlere karşı kışkırtırdı. Çoğu konuşmasında yaptığı gibi o akşam da korkusunu kendi sesiyle boğmak için bağıra çağıra konuşuyor, insanları muhbirliğe çağırıyordu. Ona göre; kendisine karşı olan herkes terörist ve bölücüydü.
Kahvenin bir köşesinde oturmuş çayını içmekte olan Hayırsızın Memet televizyondaki konuşmayı ilgiyle dinliyordu. Gözlerinde kimsenin görmediği bir cinlik parıldadı bir ara. Başını belli belirsiz öne doğru salladı. Egemenin konuşması bitince de diğer haberleri bile dinlemeden kalktı gitti evine.
İki hafta kadar sonrasındaydı. Ders sırasında kapı vurulmadan açıldı. İçeriye koltuğunda çantasıyla bir adam girdi. Öğretmen, gelenin müfettiş olduğunu anlamıştı ama genellikle müfettişler sınıfın kapısını vurarak girerlerdi.
Giren kişi kendisini, “Eğitim müfettişi Kayıs Kalın” diye tanıttı. Elini uzatarak “hoş geldiniz” diyen öğretmene elini vermeden, “pek de hoş gelmedim” diyerek yöneldiği öğretmen masasının sandalyesine oturdu.
Öğretmene, “büyük çocuklardan birini görevlendir de müdür odasının sobasını yaksın” dedi.
Müdür odası, odadan çok odacıktı. İçerisine bir masa, bir küçük dolap ile iki sandalye ve küçük bir soba ancak sığıyordu. Yazışmaları dosyalamak ve yanıtlamak dışında hiç kullanılmazdı.
Öğrenci sobayı yakarken müfettişle öğretmen Müdür odasına geçtiler. Bu bir olağanüstülüktü. Olağan olan müfettişin öğrencilerin çalışmalarını görmesi, öğretmenin planlarını denetlemesiydi ki bunlar derslikte yapılırdı.
Odaya girer girmez Müfettiş, öğretmene; “Birini gönder de Mehmet Kaya’yı buraya çağısın” dedi.
Odadan çıkan öğretmen işin rengini anlamıştı. Bu bir şikâyet soruşturmasıydı. Çağırılan kişi de şikâyetçi olmalıydı.
Hemen bir öğrenciyi Hayırsızın Memet’i çağırması için görevlendirdi. Öğrenci yola çıkınca da müfettişin yanına girdi. Müfettişe: “Açsınızdır, bana birkaç dakika izin verirseniz yemek hazırlatayım” dedi.,
Müfettiş Kayıs, bir an düşündü. Buralarda lokanta falan olmazdı. Sabah kahvaltı yapmıştı ama vakit öğleyi geçmişti. Daha ne kadar buralarda kalacağı da belli değildi. “İstemez” diyemedi, çözümü ertelemekte buldu. “Şimdilik kalsın. Sonra uygun bir zamanda hallederiz” dedi.
Köyün bir başından diğer başı üç yüz metreyi geçmezdi. Çok geçmeden Hayırsızın Memet’le onu çağırmaya giden öğrenci müdür odasına girdiler.
Müfettiş, önce başka bir isteğin olup olmayacağını bilemediğinden şaşkınca bakınmakta olan öğrenciyi dışarıya çıkardı. Sonra da öğretmene dönerek; “Siz sınıfa dönebilirsiniz” diyerek Hayırsızın Memet’le baş başa kalma isteğini belirtti.
Sıkıntı içinde dersliğe girdi. Onun girdiğini gören öğrenciler yerlerine oturup sessizleştiler. Önce sınıfı bir duvardan diğerine adımladı. Ders yapabilecek durumda değildi. Öğrencilerin tümünü ödevlendirdi. Gitti, gerçekte bir şey algılamadan camdan dışarıyı bakmaya başladı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Hayırsızın Memet’in çıktığını gördü. Hemen ardından da kapı bu kez çalınarak açıldı. Aralanan kapıdan başını içeri uzatan müfettiş “gelin biraz konuşalım” dedikten sonra kayboldu.
Müdür odasının açık kapısından girdiğinde içerisi çok sıcak geldi. Müfettiş, masanın arkasındaki sandalyeye oturmuştu. Sanki ev sahibiymişçesine az önce Hayırsızın Memet’in kalktığı sandalyeyi göstererek “Otur hele arkadaşım” dedi. Bu kez bakışları yumuşamıştı. “Acıkmışım” diyerek girdi söze. “Yemek hazırlatma önerini kabul edeceğim ama önce senin merakını gidereyim”.
Karşılıklı bir suskunluk oluştu. Müfettiş, sözü nasıl sürdüreceğini düşünürken, öğretmen merakla bekliyordu.
“Anlamış olmalısın” diye yeniden başladı söze. “Mehmet, -durdu, soyadını bulabilmek için önündeki kâğıda baktı, sonra soyadı olmadan sürdürdü sözünü- sizi şikâyet etmiş. Sizin ‘bölücülük’ yaptığınızı belirten bir dilekçe göndermiş.” Biraz durdu, yutkundu.
“Kendisinin ifadesine başvurdum. Bana ne dedi biliyor musun? Öğretmen kahveye geldiğinde benim yanıma hiç oturmuyor. Hep başkalarıyla oturuyor.”
İFLAH OLMAM
Siyahı hiç sevmedim
Kara günlerde bile
Bağlamam karaları
Yakın olup
Uzak kılmanın esrittiği
Düş vurgunuyum
İflah olmam
|
YALAYALPA
Özleme sarılmış anıların eskittiği
Bulutlara yüklemiştim düşleri
Kama kılıçlarını kuşanan kışlara
Küskün rüzgârlar taşıdılar
Sincap çevikliğindeki düşlerim
Kestane güzlerinde kaldı
Kuramsız
Sorumsuz denizlerde dalgalandım
Esrik yalayalpa
Delikanlı bir kavgada söyledik
Türkülerimizi
İlkyaz güneşini özlerken
Ya sen gel
Ya sen gel
Ya da sen gel
Kağşasın dünya
|